| Dünya, enerjisinin büyük bir bölümünü fosil yakıtları
yakarak sağlamaktadır - sadece petrol değil, kömür ve doğal gaz da
dahil. Bu yanma sonucunda karbondioksit açığa çıkmaktadır. Karbon, yüz
milyonlarca yıldır yeryüzündeki fosil yakıtlarda depolanmıştır. Özellikle
son yüzyılda, büyük miktarlarda fosil yakıt yakılması sonucu, açığa
çıkan karbondioksitte de artış olmuştur. Bütün karbondioksit
atmosferde kalmaz; bir kısmı okyanus ve göl sularında çözünür ve
bir kısmı da, kalsiyum ve magnezyum karbonat formunda kayaya dönüşür.
Fakat ölçümler, atmosferdeki karbondioksit miktarının her yıl yavaşça
arttığını göstermektedir.
Atmosferdeki karbondioksit miktarının artışı, önemli bir problemi
de beraberinde getirmektedir. Karbondioksitin görünür ışığa karşı
geçirgenliği vardır, fakat kızıl-ötesi ışığı emer. Dünyanın güneşten
aldığı enerji, çoğunlukla görünür ışık formundadır.
Atmosferdeki karbondioksit, görünür ışığa karşı geçirgen olduğu
için, enerji direkt olarak yeryüzüne ulaşır. Fakat yeryüzünden yansıyan
ışık genelde kızıl-ötesi formundadır ve atmosferdeki karbondioksit
tarafından emilir. Karbondioksit molekülü bu enerjiyi tutmaz ve bütün
yönlere olmak üzere tekrar yayar ve böylece, bir kısmını yeryüzüne
geri göndermiş olur. Karbondioksitin etkisi, güneşten gelen enerjinin
yeryüzüne ulaşmasını engellemek şeklinde değil, fakat bu enerjinin
bir kısmının uzaya geri gitmesini önlemek şeklindedir. Bu sürece,
sera etkisi denmektedir.
Atmosferdeki karbondioksit miktarının her yıl arttığı düşünüldüğünde,
yeryüzündeki ortalama sıcaklıkta derece derece gerçekleşecek bir artış
beklentisi ortatya çıkmaktadır. Dünyanın ikliminde ciddi etkileri
olması için, sıcaklık artışının çok büyük olması gerekmez.
Antarktika buzunun eriyerek, dünyanın kıyı şehirlerinde sel haline dönüşmesi
için, yaklaşık 4°C' lik bir artış yeterli olacaktır. Ve 1975 yılından
bu yana, ortalama sıcaklık yavaş yavaş artmaktadır.
|