|
NÜKLEER REAKTÖRLER
Nükleer
rektörler; içersinde nükleer reaksiyonların yürütüldüğü
ortamlardır. Çok büyük enerji açığa çıkaran iki tür nükleer
reaksiyon vardır. Bunlar ; büyük atom çekirdeklerinin parçalanması
(fizyon) veya küçük atom çekirdeklerinin birleşmesi (füzyon)
reaksiyonlarıdır. Bu yüzden nükleer reaktörler ; içerisinde gerçekleşen
reaksiyonlara göre ikiye ayrılabilirler :
1.
Fizyon Reaktörleri
2.
Füzyon Reaktörleri
Halihazırda
füzyon reaksiyonuyla çalışan nükleer bir reaktör mevcut değildir.
Fikir olarak 1942‘de ortaya atılan füzyon olayı ancak 1952‘de bomba
olarak1942‘de ortaya atılan füzyon olayı
ancak
1952‘de bomba olarak denenebilmiştir. Bu yüzden gücün kontrol altına
alınması başka bir deyişle nükleer füzyona dayanan bir nükleer
reaktör yapılması ise henüz gerçekleşememiştir. Ancak bu konudaki
çalışmalar bütün hızıyla devam etmektedir. Günümüzde farklı şekillerde
tasarlanmasına rağmen temel olarak fizyon
reaksiyonuna dayanan yüzlerce nükleer reaktör mevcuttur. Atom
bombasında çok kısa sürede gerçekleşen fizyon reaksiyonu nükleer
reaktörlerde çok daha kısa sürede gerçekleştirilerek olay kontrol
altına alınır. Nükleer reaktörü oluşturan entegre önemli
elemanlardan birincisi
uranyum ;yakıttır. (239Pu
‘da yakıt
olarak kullanılabilir.)
Uranyum
radyoaktif özelliği düşük
olan bir elementtir. Reaktörde reaksiyona girmeden önce lastik eldivenle
bile tutulabilir. Ancak fizyon sonucunda oluşan ürünlerin çoğu oldukça
radyoaktiftir. Nükleer reaktör çalışmaya başladıktan sonra ne içine
girmek nede reaktörden çıkan yakıt atıklarına yaklaşmak imkansızdır.
Yakıt
olarak kullanılacak uranyumun reaktöre girmeden önce her türlü safsızlıktan
arındırılması gerekir. Ayrıca yapısındaki
235U oranı % 3 dolayın yükselmiş olan izotopik
olarak zenginleştirilmiş uranyum daha kullanışlıdır. Günümüzde
yakıt olarak UO2 tercih edilmektedir. Uranyumdioksit
önce toz haline getirilip sonra 1 cm çap ve yüksekliğinde
silindirler şeklinde sıkıştırılır. Daha sonra fırında pişirilerek
seramik yakıt lokması haline getirilen bu silindirler 4 m uzunluğunda
ince bir metal zarf içine yerleştirilerek yakıt çubukları elde
edilir.
Büyük
bir reaktörde bu yakıt çubuklarından yaklaşık
50.000 tane vardır. Reaktörün ikinci temel elemanı nötron yavaşlatıcısıdır.
Bunun için ise su kullanılır. Uranyum yakıt reaktörde bir su
banyosuna daldırılmış cubuklar şeklindedir. Fizyon reaksiyonu
sonucunda oluşan nötronlar yakıt çubuklarından su banyosuna geçerler.
Su tarafından yavaşlatılan nötronların fizyon yapma yeteneği artar.
bu yavaş nötronların yeniden uranyum yakıtı ile çarpışmaları ise
fizyon olayını zincirleme reaksiyon şeklinde sürmesini sağlar.
Fizyon
reaksiyonu sonucunda oluşan büyük ısınım yakıtın kızışmasını
önlemek için ortamdan transfer edilmesi gerekir. Bunun için ise nötronları
yavaşlatmak için ortamda bulunan suyun bir pompa ile devredilmesi sağlanır.
Yaklaşık 3000C ‘de olan sıcak su borular yardımıyla soğuk
su içeren bir hazneden geçirilir. Bu esnada ısı transferi ile soğuk
su ısınarak buhar oluşur. Elde edilen buhar bir buhar türbininden geçirilerek
ısı enerjisi elektrik enerjisine dönüştürülür.
Nükleer
reaktörlerin entegre önemli elemanlarında bir diğeri ise kontrol çubuklarıdır.
Reaktörün kontrolü ortamdaki nötron sayısını kontrolü ile mümkündür.
Eğer fizyondan dolayı nötronların oluşma hızı uranyun yakıtı
tarafından yakalanma hızına eşit ise reaktör aynı güçte çalışmaya
devam eder. Ortamdaki nötronların çalışma sayısı arttıkça güç yükselir
, azaldıkça düşer. Ortamda nötron kalmaz ise reaksiyon durur. Bunun için
reaktöre kadminyun veya bordan yapılan ve nötronları soğuran kontrol
çubukları yerleştirilir. Bu çubuklar reaktörde istenilen derinliğe
indirilerek reaksiyon kontrol altında tutulur.
Sonuç itibariyle bir nükleer güç
reaktörü temelde fizyon reaksiyonundan oluşan ısıyı yayan bir su ısıtıcısıdır.
Aynı termik santrallerde de oluğu gibi elde edilen ısı ile sudan buhar
, buharın türbinleri döndürmesinden ise elektrik enerjisi elde edilir.
Prensip olarak birbirine çok benzeyen termik santrallerle nükleer
santraller arasında çok önemli farklar vardır. Öncelikle nükleer
santraller termik santrallerde olduğu gibi dışarı CO2 ve SO2
vermez. Kül bırakmazlar . Bundan dolayı çevreyi kirletmezler ancak nükleer
reaktörden çıkan yakıt yüksek radyo aktiviteye sahip bir çok madde içeriri.
Bu nükleer atıkların çevre ve insana zarar vermeden tasfiye edilmesi
çok önemli bir problemdir. Bu atıkların dış ortamla irtibatı mümkün
olmayan sorulara yol açabilir. Bu konudaki en büyük gelişme nükleer
atıkların yeryüzünü 500 ile 1200 metre
altında inşaa edilen özel depolara gömülmesidir. Yer altında
gömülü olan nükleer atıkların yeryüzüne çıkmasını sağlayacak
tek mekanizma yer altı suyu ile teması olacaktır. Bunun için atıkları
gömüleceği yer seçiminde jeolojik ve çevresel faktörler dikkate alınır.
Ayrıca bu atıklar yüksek sıcaklıkta cam eriyiği ile karıştırılıp
metal silindirler içine boşaltılır. Ve soğuduğunda camsı bir yapı
oluşturur. Cam suda çözünmeyen uygun mekanik özelliklere sahip bir
malzeme olduğundan yer altındaki nükleer atıkların yeryüzüne çıkma
olasılığını azaltır. Aslında nükleer atıkların tehlikesi kurşun
, civa ve arsenik gibi zehirli atıklara kıyasla daha azdır. Çünkü nükleer
atıkların radyoaktivitesi zamanla azalırken ,zehirli atıklar çevreye
atıldıkları ilk günkü gibi kalırlar.
Kaynak: Kimya 1, Sürat yayınları,
Altın seri, Necdet Çelik, Ali Rıza Erdem, Ayhan Nazlı, Varol Gürler,
Hulusi Patlı, Hasan Karabürk, 1997, İstanbul |